Orucun Şekli Değil Niyeti Önemlidir!

Her yıl gündeme gelen oruç konusunun ilginç yönlerinden biri de, “Bu şekilde oruç tutun” diye bir ayetin ne Tevrat, ne Zebur ne de İncil’de yer almasıdır.  Tanrı, Kutsal Kitap’ta insanlara “Bu şekilde oruç tutun” diye buyurmamakla birlikte çeşitli durumlarda imanlıların isteklerini denetlemelerini, kendilerini alçaltmalarını, alçakgönüllülüğü takınmalarını ve dua etmelerini söylemektedir.[1]  Tanrı bir insanın isteklerini nasıl denetlemesi ile değil, o insanın iradesini denetlemesi nedeniyle daha çok ilgileniyor.  Bu yazıda Kutsal Kitap’a dayanarak bir kulun orucunun şeklinden çok, o kulun orucunun niyetine Tanrı’nın nasıl baktığını inceleyeceğiz.

Tanrı, Kutsal Kitap’ta şekil vermeden insanların canı alçaltmalarını buyurur.  Kısacası canı alçaltma; isteklerin denetlenmesinin amacıdır, yemek yemekten kaçınmak ise isteklerin denetlenmesinin bir aracıdır.  Kutsal Kitap’ta en çok görünen oruç örneklerinde imanlılar kişisel veya toplumsal günahlar yüzünden yemek yemekten kaçınarak canlarını alçaltıp Tanrı’nın gösterdiği yoldan saptıklarından dolayı tövbe etmeleridir.  Bu niyetle oruç tutan bireyler ve toplumlar, insanlara ve Tanrı’ya karşı yaptıkları suçları itiraf ederek Tanrı’nın merhametine sığınırlar ve Tanrı’dan bağışlanmayı beklerler.  Ama Kutsal Kitap’ta zaman zaman insanların çeşitli durumlarda başka nedenlerle de oruç tuttuğunu görüyoruz.  Örneğin bir grup Yahudi çok yakınlarının ölümü nedeniyle matem tutarken yemekten kaçındı[2] ve Hz. Davut, Tanrı’ya yakararak çocuğunu iyileştirsin diye oruç tuttu.[3]  Ezra peygamber ise Tanrı’dan güvenli bir yolculuk dilemek üzere topluluğa oruç ilan etti.[4]

Oruç tutma şekline gelince eski Yahudilerin tarihinde çeşitli oruç yöntemleri vardı.  Genellikle oruç, yiyecek ve içecekten kaçınarak bir akşamdan bir sonraki akşama kadar sürerdi ama Kutsal Kitap’ta başka oruç şekilleri, süreçleri ve yöntemlerini de görüyoruz.  Örneğin Nehemya peygamberin tuttuğu bir oruç günlerce[5] sürdü. Bir grubun yedi gün[6] oruç tuttuğu kayıtlı.  Daniel peygamberin bir orucu ise değişik bir şekildeydi:  …üç hafta dolana dek ağzıma ne güzel bir yiyecek ya da et koydum, ne şarap içtim, ne de yağ süründüm[7] dedi.

 

Ve Musa peygamber, Sina Dağında RAB’ten On Buyruğu aldığı zaman: …kırk gün kırk gece RAB’le birlikte kaldı.  Ağzına ne ekmek koydu ne de su. [8]  Başka bir konuya geçmeden dikkat etmemiz gereken şey şu: Tanrı, bu süreçleri ve yöntemleri ne onaylar ne de kınar.  Ama Tanrı, insanların orucunun nedenlerine daima ve istisnasız bakar.[9]

Günümüzde olduğu gibi, tarihin her döneminde de insanlar oruç gibi dinsel gelenekleri yanlış amaçla kullanmışlardır.  İsrail tarihinin bir sürecinde Yahudiler Tanrı’nın sözünü dinlemezken sanki Tanrı’ya rüşvet verir gibi oruç tutar ve Tanrı’dan bereket beklerlerdi.  Hiç utanmadan da Tanrı’ya şöyle çıkışırlardı:

Oruç tuttuğumuzu neden görmüyor, İsteklerimizi denetlediğimizi neden farketmiyorsun?[10]

Tanrı ise şu dörtlüklerle onlara keskin bir karşılık verir:

Bakın, oruç tuttuğunuz gün keyfinize bakıyor, İşçilerinizi eziyorsunuz. Orucunuz kavgayla, çekişmeyle, Şiddetli yumruklaşmayla bitiyor.[11]

(Tam 2700 yıl önce yazılan bu ayetler, çağımızın İstanbul’unda iftar saati yaklaşırken trafiğin ve iş yerlerinin karmakarışık olmasını ve insanların adeta birbirlerini ezmelerini akla getirir!)

Tanrı şöyle devam eder:

Bu günkü gibi oruç tutmakla Sesinizi yükseklere duyuramazsınız. İstediğim oruç bu mu sanıyorsunuz? İnsanın isteklerini denetlemesi gereken gün böyle mi olmalı?[12]

Anlaşılan şudur ki tarih boyunca insanlar oruç tutarak Tanrı ile pazarlık etme yolları aramışlar ve (hâşâ) Tanrı’yı kendilerine borçlu yapmaya çalışmışlardır.  Ama Tanrı her zaman her dönemde şekilciliğe ve ikiyüzlülüğe karşıdır.  Dini mezhebi ne olursa olsun kalbi kirli ve niyeti kötü olan hiç bir insanın oruç tutmasının hiç bir faydası olmamıştır ve olmayacaktır.  İşte Yeşaya peygamberin aracılığıyla Tanrı oruç tutan insanlara şöyle der:

Benim istediğim oruç, Haksız yere zincire, boyunduruğa vurulanları salıvermek, Ezilenleri özgürlüğe kavuşturmak, Her türlü boyunduruğu kırmak değil mi? Yiyeceğinizi açla paylaşmak değil mi? [13]

Tanrı kendisi buyurmadığı halde insanların oruç tutacaklarını bilir.  Ama Tanrı orucun şekline, sürecine ve yöntemine bakmaz, niyetine bakar.  Yukarıdaki ayetlerle de anlıyoruz ki orucu, canımızı alçaltmak ve ihtiyacı olanla paylaşmak için tutarsak Tanrı huzurunda kabul olan olacaktır.  İnsanlar, diğer amaçla tuttukları oruç ile sadece kendilerini kandırırlar, Tanrı’yı değil.

İncil’de Hz. İsa’nın bir kez oruç tuttuğu kayıt edilmektedir, o da kırk gün sürdü ve kendisinin yeryüzündeki hizmetine başlamadan hemen önce

tutmayın” diye hiç bir buyruk vermedi, ama ilk öğrencileri Yahudi oldukları için gelenek olarak oruç tutmaya devam edeceklerini varsaydı.  Yalnız Hz. İsa çok net bir şekilde hangi tavırla oruç tutmaları gerektiğini belirtmiştir:

Oruç tuttuğunuz zaman, ikiyüzlüler gibi surat asmayın.   Onlar oruç tuttuklarını insanlara belli etmek için kendilerine perişan bir görünüm verirler.  Size doğrusunu söyleyeyim, onlar ödüllerini almışlardır.  Siz oruç tuttuğunuz zaman, başınıza yağ sürüp yüzünüzü yıkayın.  Öyle ki, insanlara değil, gizlide olan Babanız’a oruçlu görünesiniz.  Gizlilik içinde yapılanı gören Babanız sizi ödüllendirecektir. [15]

Burada Hz. İsa ikiyüzlülerin bam teline basıyor.  Onlar, oruçlarını beyan ederek canlarını alçaltmak yerine insanların gözünde kendilerini yüceltmek istiyorlar.  Hem “Bakın ne kadar dindarım” demek istiyorlar hem de kendileri gibi oruç tutmayan ve tutamayanlara “Bu dindar adamın yanında bizim imanımız eksikmiş” gibi hissetirip onları küçümsemek istiyorlar.  İnsanlar tarafından aldıkları “Ne kadar dindarmış” sözlü küçük ödülün Tanrı katında hiç bir değeri yok, ayrıca Tanrı’nın onlara vereceği büyük ödülü kaçırmış oluyorlar.  İşte Hz. İsa ikiyüzlülüğün ne kadar sinsi ve iğrenç olduğunu güneş ışığına çıkarttı.

Hz. İsa, konuşmalarının bir çoğunda her türlü ikiyüzlülüğe, yobazlığa ve şekilciliğe karşı halka seslenirdi.  Zaman zaman net ve açık olarak ikiyüzlüleri azarladı.  Zaman zaman benzetmeler kullanarak dolaylı bir yöntemle onları zor durumda bıraktı.  Hz. İsa’nın kullandığı bir benzetmeyi aktarmadan önce O’nun konuştuğu ortamı anlatalım.   O’nun sürekli tartıştığı, çok iyi örgütlenmiş ve halkı baskı altında tutan Ferisi adlı biçimci ve tutucu bir Yahudi mezhebi vardı.  Aynı zamanda Roma İmparatorluğu adına kendi halkından vergi toplayan ve bu yüzden nefret edilen Yahudi vergi görevlileri vardı.  İşte böyle bir ortamda Hz. İsa kendisini dinleyenlere şöyle bir ders vermişti:

Kendi doğruluklarına güvenip başkalarına tepeden bakan bazı kişilere İsa şu benzetmeyi anlattı:  “Biri Ferisi, öbürü vergi görevlisi iki kişi dua etmek üzere tapınağa çıktı.  Ferisi ayakta kendi kendine şöyle dua etti:   ‘Tanrım, öbür insanlara —  soygunculara, hak yiyenlere, zina edenlere – ya da şu vergi görevlisine benzemediğim için sana şükrederim.  Haftada iki gün oruç tutuyor, bütün kazancımın ondalığını veriyorum.’ Vergi görevlisi ise uzakta durdu, gözlerini göğe kaldırmak bile istemiyordu, ancak göğsünü döverek, ‘Tanrım, ben günahkâra merhamet et’ diyordu. Size şunu söyleyeyim, Ferisi değil, bu adam aklanmış olarak evine döndü.  Çünkü kendini yücelten herkes alçaltılacak, kendini alçaltan ise yüceltilecektir.” [16]

Burada vatan haini olan vergi görevlisi, kendi günahlarını kabul edip Tanrı önünde kendini alçalttığı için Tanrı ona lütuf eder ve aklar.  Ama dört dörtlük dindarlığını (oruç dahil) beyan eden, diğer insanları yargılayan, ve kendi kibirliliğine tutsak olan zavallı Ferisi’nin tapınakta yaptığı güzel güzel dualar Tanrı tarafından kabul edilmez.  Hepimiz Hz. İsa’nın verdiği bu dersi özümsemeliyiz.

Sonuç olarak, Kutsal Kitap’taki oruçla iligili ilkeler şöyle özetlenebilir.

—  Yemek yemeyerek tutulan oruç Kutsal Kitap’ta Tanrı tarafından emredilmez.  Onunla birlikte Tanrı bireylere ve toplumlara “isteklerinizi denetleyin” ve “canınızı alçaltın” buyurur.  Tanrı bir insanın seçtiği canı alçaltma yöntemine veya sürecine karışmaz, ama onun niyetine bakar.

—  Tanrı, bir insanın veya bir toplumun günahından pişman olup kendisini Tanrı’nın önünde alçaltarak kalbini Tanrı’ya karşı yumuşatmak için oruç tutmasını onaylar.

—  Bir kişi sahip olduğu nimetleri diğer insanlarla paylaşmak için oruç tutması Tanrı tarafından hoş karşılanır.

—  Oruç tutan kişi hiç bir dış etki altında kalmadan oruç tutmalıdır.

—  Niyetli bir kişi, mümkün olduğu kadarıyla başka insanlara ne yaptığını belli etmiyerek orucunu tutmalıdır.  Birisi gösteriş yapmak için oruçlu olduğunu başkalarına belirtirse, kendisini alçaltmış olacağına kendisini yüceltmiş olur ve göksel ödülden yoksun kalır.  Çünkü kendini yücelten herkes alçaltılacak, kendini alçaltan ise yüceltilecektir.[17]

Gerçekten ışıkta yürüyen imanlı bir kimse hiç bir şeyi — dinî gelenekler dahil — gösteriş amacıyla, çevrenin baskısı nedeniyle veya baskı görmemek için yapmamalıdır.   Tanrı, din adına yapılan taklitçilikten veya yapmacık uygulamalardan etkilenmez.  Tam tersine:

RAB’bin dağına kim çıkabilir? Kutsal yerinde kim durabilir? Elleri pak, yüreği temiz olan, Gönlünü putlara kaptırmayan, Yalan yere ant içmeyen. RAB kutsar böylesini, Kurtarıcısı Tanrı aklar.[18]

Kısacası Tanrı’yı hoşnut eden oruç, sadece bir, üç, on iki, otuz veya kırk gün boyunca yemek yememekten başka, her gün gece gündüz yalan söylemekten, hile yapmaktan, kavga etmekten, önyargılı olmaktan, zulüm etmekten, ikiyüzlü olmaktan ve diğer günahlardan kaçınmaktır.   Ve böylece doğal benliğimizi denetlerken Tanrı kullandığımız şekile ve araca değil niyetimize ve amacımıza bakar.  Eninde sonunda, İsa Mesih’in tekrar dünyaya gelişinde insanların yaptığı her şeyin arkasındaki niyet üstü örtülü kalmayacaktır:

O, karanlığın gizlediklerini aydınlığa çıkaracak, yüreklerdeki amaçları açığa vuracaktır.  O zaman herkes Tanrı’dan payına düşen övgüyü alacaktır.[19]

Arif olan anlasın.

 

 

[1] örn. bkz. 2. Tarihler 7:14               [13] Yeşaya 58:6-7

[2] 1. Samuel 31:13 [                               [14] bkz. Luka 4:1-13

[3] 2. Samuel 12:16                                 [15] Matta 6:16-18

[4] Ezra 8:21                                             [16] Luka 18:9-14

[5] Nehemya 1:4                                      [17] Luka 18:14

[6] 1. Samuel 31:13                                 [18] Mezmurlar 24:3-5

[7] Daniel 10:3                                         [19] 1. Korintliler 4:5

[8] Mısırdan Çıkış 34:28

[9] bkz. Zekeriya 7:2-6

[10] Yeşaya 58:3

[11] Yeşaya 58:3-4

[12] Yeşaya 58:5